Fosil yakıtlar nedir ve yararları zararları nelerdir? Dünyada ve Türkiye'de fosil yakıtlar?

Fosil yakıtlar nedir ve yararları zararları nelerdir? Dünyada ve Türkiye'de fosil yakıtlar?

fosil yakıtların yararları ve zararları lazım arkadaşlar hiçbiyerde bulamadım help mee !!!
01 Nis 2007 18:00

3 cevap

0
Fosil yakıtlar, çürüyen tarih öncesi bitki ve hayvanlardan milyonlarca yılda oluşmuş, kömür, petrol ve doğalgaz gibi yakıtlardır. Fosil yakıtlar yenilenebilir kaynaklar değillerdir.

Fosil yakıtların kullanılması, karbondioksit gazı biçiminde karbon açığa çıkmasına yol açar. Karbondioksit ise iklim değişikliği yaratan insan etkinliklerinin yaydığı en önemli seragazıdır. Bugün, özellikle kuraklıklar, seller ve rekor kıran sıcaklıklar yüzünden mercanların ağarması ve kutupların erimesi gibi iklim değişikliği etkilerini tüm dünyada tanık oluyoruz.

Türkiye'nin kirletici kömürlü termik santrallar işletme ve sözde "mobil" fuel-oil termik santralları dahil daha birçok fosil yakıtlı termik santral planlama konusunda kötü bir ünü vardır.

Biliminsanları iklim değişikliğine ilişkin 'güvenli' sınırlar aşılmadan önce, atmosfere ne kadar karbon yayılabileceğini hesaplamışlardır. Bu sınır aşılırsa, iklim değişikliği o denli hızlı gerçekleşecektir ki ekosistemler, buna ayak uyduramayacak ve kontrolden çıkabilecek geri dönüşsüz bir süreç başlayacaktır.

İklim değişikliği açısından en fazla 'güvenli' sıcaklık artışı, bir derece santigrattır. Fosil yakıtları bu hızla yakmaya devam edersek, bu sınıra yalnızca 40 yılda ulaşılacaktır.

Fosil yakıt endüstrisinin bulduğu mevcut ekonomik kömür, petrol ve doğalgaz rezervleri, bu miktarın yaklaşık dört katıdır. Bir başka deyişle, tehlikeli iklim değişikliklerini önlemek istiyorsak, bu rezervin dörtte üçünü yakmamız mümkün olmayacaktır. Buna karşın, petrol devleri petrol arama çalışmalarına yatırım apmaya devam ediyor. Çok uluslu petrol şirketlerinin yatırım yaptığı ana hedeflerden biri ise Hazar bölgesidir.

Bütün bunlar şu anlama gelmektedir: Hemen yenilenebilir enerji kaynakları yatırımlarına geçerek, acilen karbondioksit yayılımını azaltmaya ve fosil yakıtlardan vazgeçmeye başlamak zorundayız. Greenpeace, buna 'karbon mantığı' adını veriyor.

Petrol şirketleri, tehlikeli iklim değişikliklerine yol açmaya yetecek kadar petrolü zaten bulmuş durumdadır. Mevcut rezervleri piyasaya sunarlarsa, bunun iklim üzerindeki etkileri felaket olacaktır. Bu şirketler, daha fazla fosil yakıt aramak için para harcamak yerine, geleceğin temiz, sürdürülebilir enerji kaynaklarına şu anda yatırım yapmak zorundadır. Hiçbir şey olmamış gibi devam etmek, büyük ekolojik ve ekonomik yıkıma yol açarak milyonlarca insanın yaşamıyla kumar oynamaktır.

Endüstrileşmiş ülke hükümetleri, yenilenebilir enerjinin gelişimini dünya çapında desteklemeli ve fosil yakıtlara ve nükleer enerjiye dayalı geleneksel enerji sistemlerine her yıl verilen 250-300 milyar dolarlık sübvansiyonları kaldırmak için adım atmalıdır. Sürdürülebilir bir geleceğe giden tek yol, güneş kaynaklı enerjilere dayalı bir ekonomiye geçiştir.
02 Nis 2007 11:09
0
Tüm ülkelerde yurttaşların ve gelecek nesillerin çıkarlarını kollayan kamusal bir girişime ihtiyaç duyulmaktadır. Aralarında ABD ve Almanya’nın da bulunduğu ülkelerden hiçbiri, yerel ve merkezi hükümetlerin kamusal girişimlerini, kişilerin yada özel kuruluşların eline bırakmıyor.

Enerji sektörü her ülke ekonomisin temel sürücü gücüdür. Enerji üretim ve kullanım teknolojilerine ilişkin alınacak yatırım kararları ileriye dönük değiştirilemez etkiler yaratır.

Enerji sektörü; enerji kaynaklarını, enerji üretim ve çevrim teknolojilerini ve ulaşım, konutlar, sanayi ve tarım için son kullanım teknolojilerini içerir.

Türkiye’de enerjinin maliyeti, yeterli ölçüde sağlanması ve çevreye etkileri üzerine her zaman şikayetler olmaktadır. Bu incelenmesi gereken sorunlar olduğunu gösteriyor. Bir sorun olduğunda, karar vericiler problemi doğru olarak tanımlamak ve uygulanabilir çözümler bulmak durumundadır. Her karar verici doğru ve taze bilgiye erişmeli, en gelişmiş karar destek araçlarını kullanmalı ve toplumdaki bu konuda deneyimleri olan yurttaşların katılımı için çaba harcamalıdır. Yeni bir bilgi ulaştığında, daha ileri bir karar destek aracı ortaya çıktığında yada bu konuda daha deneyimi olan yeni insanlar belirdiğinde yeni bir değerlendirme yapılmalıdır.

T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı (ETKB); elektrik sektöründeki geleceğe dönük yatırımlarında hala Viyana Otomatik Sistem Planlaması (VASP - Vienna Automatic System Planning) modelini kullanmaktadır. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının üye ülkelerin enerji bakanlıklarına ücretsiz olarak dağıttığı bu model 20. Yüzyılın son çeyreğinde nükleer güç santrallarını aday teknoloji olarak tanıtmayı başarmıştır. VASP bir ülkenin gelecekteki enerji sistemini planlamak için sadece geçmişin teknolojilerini dikkate almaktadır. Bunun sonucunda ETKB’ ın yatırım çözümlerinde sadece nükleer, hidrolik, akaryakıt ve kömür santrallar seçenekleri görülmektedir. Bu teknolojilerin kanıtlanmış sorunlarını aşmak için geliştirilen yeni teknolojiler, karar verme sürecinde varlıkları tanınmadığından, seçenekler olarak göz önüne alınmamaktadır. Bu yaklaşım, sanayileşmiş ülkelerde çok düşük pazar değeri olan, geçmişin kirli ve verimsiz teknolojilerinin gelişmekte olan ülkelere taşınması için uygun koşulları sağlamaktadır.

Ülkeler fosil yakıt ve enerjinin savurgan kullanımının yarattığı sorunların farkına vardıkça daha verimli teknolojilere ve doğal çevrede enerji üretimine doğru yönelmeye zorlanmaktadır. Sonuç olarak diğer teknolojiler, karar verme mekanizması geçmişin teknolojilerinin sorunlarının farkında olmayan ülkelere, taşınmaktadır.

EİKT Uluslararası Enerji Ajansı Enerji Teknolojileri Sistem Analiz Programı araştırıcılarının ortak çabası ile geliştirilen, geleceğin planlama dönemi içinde kullanıma girecek tüm enerji teknolojilerini dikkate alan, ileri karar destek araçları bulunmaktadır. Bu modeller, geleceği geleceğin bilgileri ile planlama kapasitesi sağlayarak karar vericileri daha güçlü kılmaktadır.

Sanayileşmiş ülkeler, geçmişteki tecrübeleri sonucunda, enerjinin üretim ve kullanımında etkinliğini sağlamak ve yenilenebilir enerji teknolojilerinin kullanımını desteklemek üzere önlemler almayı öğrendiler. Çevre Bakanlığı benzeri kamu kuruluşları tarafından konulan kısıtlar altında, küresel endişeler nedeniyle ortaya çıkacak olan maliyetlerden kaçınmalarını mümkün kılmak üzere, kirletici ve enerji etkin olmayan teknolojilerin ülkelerinde satılmasını engelleyen standartlar geliştirdiler.

Karar verme sürecinde ülkemiz enerji uzmanları ve ilgili Meslek Odaları temsilcilerinin katılımı ETKB tarafından istenmemektedir. ETKB tarafından düzenlenen Enerji Şurasına deneyimli ve bilgili bireyler çağırılmadığından Türkiye’nin gelecekteki enerji politikasını, enerji projelerinin YİD ile finansmanı gerekçesiyle, ticari rüzgarlar biçimlendirmektedir.

Ulusal Çıkarlar

Bir ülkenin karar vericileri, ulusal çıkarlara öncelik vererek ülkelerinin gelecekteki enerji sistemini geleceğin bilgileri ile planlamak üzere, karar destek modelleri ile donatılmamışlarsa, enerji sektöründeki yatırımlar ticaret önerileri ve onların çıkarlarını temsil eden yabancı karar vericiler tarafından yönlendirilir. Bugün için Türkiye’ye önerilen akaryakıt ile doğal gaza bağımlılık seçenekleridir. Bu seçeneklerle bile bir yatırım düşünüldüğünde Ruslarla birlikte yapılmakta olan Mavi Akım projesinden de görüleceği üzere Türk Sanayiinin bu yatırımlarda yer alması pek mümkün olamamaktadır.

Uluslararası Anlaşmaların Kısıtları ve Gerekleri

Türkiye fosil yakıtların yakılmasından kaynaklanan sera gazı emisyonlarını sınırlandırmak üzere Birleşmiş Milletler tarafından Cumhurbaşkanımızın katıldığı Rio Zirvesinde imzaya açılan İklim Değişikliği Konvansiyonu Çerçeve Anlaşmasını bu güne kadar imzalamamıştır. Türkiye’nin anlaşmaya taraf olmadığı için aktif olarak katılmadığı Rio, Kyoto, Buenos Aires ve Bonn toplantılarında oluşan kararlar, halen fosil yakıtlara olan bağımlılığımız ile birleşince, Türk ekonomisini olumsuz etkileyecek kısıt ve yaptırımlar ortaya çıkabilecektir. Fosil yakıtların (kömür, akaryakıt ve doğal gaz) kullanımını içeren herhangi bir enerji yatırımı BM İklim Değişimi Çerçeve Anlaşması taslaklarını bugün için olmasa da gelecek yıllar için göz önünde bulundurmalıdır.

Türkiye yerel kirliliğe ve küresel iklim değişikliğine neden olan bu fosil yakıt teknolojileri ve ilgili altyapılara, örneğin petrol ve doğal gaz boru hatlarına, yatırım yapmayı kabul edecek düzeyde acelesi olduğunu düşünmektedir. Dünyanın tüm ülkeleri bu emisyonları azaltmaya çalışırken ve emisyon izinleri ticaretinin müzakereleri sürerken, Türkiye sera gazlarının emisyonunu artıracak yatırımlarda bulunmaktadır. Bizim kuşağımız ve kesinlikle gelecekteki kuşaklar bu göz ardı edişin bedelini ödeyeceklerdir.

Dünyada Mevcut Enerji Kullanımı

Modern enerji çağında temel değişimler, 1970li yıllarda OPEC ülkeleri endüstrileşmiş ülkelerin ekonomileri üzerindeki güçlerini kavradıklarında, ortaya çıktı. Bunun sonucunda yakıt fiyatları bir gecede tavana vurdu ve sürekli ucuz, sürekli daha çok enerji arzı ani bir sona ulaşır göründü. Ama 1980li yılların ortalarında yeni arz şirketleri OPEC’ in pazar payını azaltınca petrol fiyatları düştü ve OPEC ’in birliği parçalandı.

Modern enerji sahnesindeki bir diğer aktör nükleer enerjidir. 40 yıl önce varolmayan bir sanayi bugün üretiminin zirvesindedir. 1970li yıllarda yüksek fosil yakıt fiyatları ve uygun devlet politikaları sonucunda yenilenebilir enerji kullanımı da artmıştır. Hidroelektrik güç en büyük yenilenebilir enerjidir. Onu sanayide ve konutlarda ısı, buhar, ve güç üretmek için yakılan ve taşıtlarda kullanılmak üzere etanol yakıtına dönüştürülen biyokütle enerjisi izlemektedir.

Nükleer ve yenilenebilir enerjilerin katkılarına rağmen dünya hala fosil enerji çağında bulunmaktadır. Fosil yakıtlar – kömür, petrol ve doğal gaz – birincil enerji kaynaklarıdır. Elektrik üretiminde kömür egemendir, petrol taşıma yakıtları üzerinde neredeyse tekeldir, ve doğal gaz, gelişmekte olan ülkelerde biyokütle enerjisinin önemli katkısı ile, kışın ısıtma için kullanılan en yaygın yakıttır. Küresel bazda dünyanın birincil enerjisinin, biyokütle %13ünü sağlarken, %75ini fosil yakıtlar sağlamaktadır.

Enerjinin Geleceği

Şimdiye kadar enerji kullanımı hakkındaki tüm kararlar maliyet ve mevcudiyet üzerine dayandırılıyordu. Şimdi, fosil yakıtlardan kaynaklanan karbon emisyonları küresel iklim değişimine neden olmaya başlayınca, çevresel endişeler giderek önem kazanmaya başlamaktadır. Dünya fosil yakıtlarından vazgeçmek durumundadır, fakat ülkelerin endüstri ve hükümetleri bu yönde gidişe karşı direnmektedir. Her ne kadar rüzgar enerjisi dünyadaki en hızlı büyüyen enerji kaynağı olsa da, hala çok ufak bir katkıda bulunmaktadır. Gelecek on yıl için planlanan 665,360 MW yeni güç kapasitesinin %60 ı kömür, gaz ve petrolden sağlanacaktır. Yeni kapasitenin yarısından çoğu Asya’daki enerji büyümesinden kaynaklanacaktır.Doğal gaz giderek artan ölçüde elektrik üretmek üzere kullanılacaktır. Gaz türbinlerinin verimi son yıllarda artmış ve doğal gaz fiyatları düşmüştür. Ucuz olmaları ve kurulup işletilmeleri kolay olduğundan,elektrik şirketleri doğal gaz santrallarını kısa dönemli güvenli bir seçenek olarak görmektedir. Gaz arzının “gaza koşuş” u desteklemek üzere yeterli olup olmayacağı ise ileride görülecektir.

Elektrik üretimi için kömür yakılması, üretilen birim enerji başına en fazla miktarda, sera gazları ve diğer zehirli emisyonları üretmektedir. Yeni ve daha katı emisyon yönetmelikleri, doğal gaz ve yenilenebilir enerji gibi daha temiz seçeneklerin elektrik üretiminde pazar paylarını artırmaları ile, kömürün gelecekteki kullanımını sınırlandırabilir.

Aynı zamanda füzyon gücüne sürekli bir ilgi ve araştırma çalışmaları bulunmaktadır. Füzyon milyonlarca derecelik sıcaklıklar ürettiğinden, füzyon gücünün geliştirilmesinde en büyük zorluk reaksiyon ısısının tutulmasıdır.

Konutlarda ve Ofislerde Enerjinin Tasarrufu

1973 yılında ilk petrol krizi enerji sorununu gündeme getirdiğinde ısıtma, soğutma ve aydınlatma için eşdeğer hizmetin teminiyle birlikte, konut ve ticari binaların daha az enerji kullanımını sağlayacak tekniklerin bulunması üzerine arayışlara özel ilgi gösterilmiştir. Geliştirilen tasarımlar ve cihazlar sadece geliştirilmiş enerji etkinliği açısından değil, aynı zamanda iyileştirilmiş yangın güvenliği, düşük bakım maliyetleri, daha sessiz çalışma, daha dayanıklı malzemeler, daha hızlı pişirme süreleri ve duyguları rahatlatacak doğal aydınlatmanın daha yaygın kullanımı gibi diğer faydaların sağlanmasında da başarılı olmuştur.

Ne yazık ki, verimli teknolojilere Türkiye’de fazla ilgi gösterilmemiştir. Türkiye’nin sanayi, konut ve ulaşım sektörlerinde toplam enerji tüketiminin % 50 sinden az olmamak üzere önemli bir enerji tasarrufu potansiyeli bulunmaktadır.

Bununla beraber karar vericiler genelde daha çok enerji kullanmakla övünürler ve kişi başına daha çok enerji kullanmayı, verimliliği göz ardı ederek, endüstriyel kalkınmanın bir göstergesi olarak açıklarlar.

Fosil Yakıtların Yakılması

Fosil yakıtların yakılması sağlığımıza zarar vermekte ve gezegenimizi tahrip etmektedir. Özellikle petrol ve kömür yakılması duman ve asit yağmuruna katkıda bulunmakta, ve ciğerlerimize yerleşen kurumlu ince parçacıkların en büyük nedeni olmakta, ve on binlerce yurttaşlarımızın yaşam sürelerini kısaltmaktadır. Fosil yakıt tüketimi aynı zamanda dünya iklimini bozan kirleticilerin ana kaynağıdır. Karbondioksit (CO2) kömür, petrol ve (daha az ölçüde) doğal gaz yanması sonucu kaçınılmaz olarak oluşan bir yan üründür. Sonuç olarak, bu gazın atmosfer içindeki konsantrasyonu endüstri devriminden bu yana %30 artmıştır ve bilim adamları küresel iklime insan etkisinin izlenebilir olduğu sonucuna varmışlardır. Karbondioksit ve diğer sera gazlarının süregelen birikimi enfeksiyon hastalıklarının giderek yayılması , daha sık ve ciddi ısı dalgaları, fırtınalar, kuraklık, sel ve deniz seviyelerinin yükselmesi sonucu kıyıların su baskınına uğraması, ekonomik ve sosyal yıkım riskleri oluşturan ekosistemlerin tahribi dahil olmak üzere pek çok olumsuz etkileri ile insan sağlığını ve varlığını tehdit etmektedir.

Dünyanın her yerindeki hükümetler halen (CO2) ve diğer sera gazlarının emisyonlarına bağlayıcı limitler koymak amacıyla müzakereler yapmaktadır. Atmosferdeki (CO2) gazları fazlalığının kaldırılmasında doğal süreçler çok yavaş ilerleyeceğinden, kapsamlı, zamanında, ve sürekli bir emisyon azaltma taahhüdü gerekmektedir.

Şu an için alternatif temel enerji kaynağı olamasalarda,diğer tüm enerjiler arasından yenilenebilir enerji en ümit verici yolu göstermektedir. Hükümetlerin mütevazı araştırma destekleri ve birçok kendini adamış girişimcinin katkısıyla güneş, biyokütle, rüzgar ve jeotermal enerji kaynakları son 20 yılda daha ucuz ve daha güvenilir hale gelmiştir. 1980 ve 90lı yıllarda hepsi önemli iç pazarlar geliştirmişler ve 21. Yüzyılın başlamasıyla temiz ve yenilenebilir enerji her zamandan daha önemli hale gelmiştir.

Açmaz

Dünya pazarını kontrol eden ileri derecede sanayileşmiş ülkeler, yurttaşların baskı ve talepleri ile iklim değişikliği ve kirliliğe neden olan sera gazları ve diğer emisyonları azaltacak programlar geliştirmektedirler. Bu çaba içine kalkınmakta olan ülkeleri de katmaya çalışmaktadırlar. Kendilerine özel bahaneler ile ileri sanayileşmiş ülkeler bir an önce bu konudaki önemli adımları atmazlarken, bu ileri sanayileşmiş ülkelerin ayak izlerinden yürümek isteyen sanayileşmeye aç, gelişmekte olan ülkeler bu tür önlemlere direnmektedirler. Kalkınmakta olan ülkeler küresel kirlenmeye katkılarının sanayileşmiş veya ileri sanayileşmiş ülkelere göre çok az olduğunu iddia etmekte ve herhangi bir önemli önlem almak için kirlilikte veya refahta ileri sanayileşmiş ülkelerle eşitlenmeyi talep etmektedirler. Böylece bu eşitlenme gerçekleşene kadar kirletmeye devam etmeye hakları olduğunu düşünmektedirler. Açmaz ise kimin hangi ahlak kuralları altında ne kadar kirletmeye devam edebileceği veya kirlettiği için ne kadar yatırım yapması gerektiğidir.
02 Nis 2007 11:04
0
Bilmediğimiz Tehlikeleriyle Fosil Yakıtlar

100-150 yıldır yoğun bir şekilde kullandığımız kömür, petrol ve doğal gaz gibi fosil kökenli enerji kaynakları, neden oldukları çevresel zararlar yanında stratejik öneme de sahiptirler. Dünya ekonomisi büyük ölçüde bu enerji kaynaklarının fiyatına bağımlıdır. Bu gücü kontrol eden devletler ayni zamanda dünya ekonomisine de yön vermektedirler. Bu kaynakların kontrol edilmesi için büyük ölçüde stratejik ve askeri harcamalar yapılmaktadır. 1. Petrol Krizi ile sarsılan dünya ekonomisinin devleri bu konuda iyice hassaslaşmış ve Körfez Savaşını göze alarak büyük askeri harcamalar yapmışlardır. Bunlar aslında petrol ve doğalgazın maliyetinde, yani satış fiyatında görülmeyen harcamalardır. Eğer bu askeri harcama tutarları maliyetlere eklenmiş olsa, petrol ve doğal gazın satış fiyatı bugünkünden çok daha yüksek olacaktır. Günümüzde durum böyle olmasa da, yakın gelecekte böyle bir senaryo ile karşılaşmamız kaçınılmaz gözüküyor. Gelişmekte olan ülkelerden Çin, hem nüfusunun fazlalığı, hem de gelişme hızının büyüklüğü nedeniyle giderek daha fazla miktarda petrol ve doğal gaza gereksinim duymakta ve bu ihtiyacını çok büyük oranda ithalatla karşılamaktadır. Günün birinde artması muhtemel olan petrol fiyatları, Çin’i karşılanması imkansız bir fatura ile yüz yüze getirecektir. Bu durum, Dünya siyaset ve ekonomisinde sonucu kestirilemeyen olaylara yol açabilecek bir handikaptır. Işte bu stratejik tehlikeleri sebebiyle, fosil yakıtlar daha tükenmeden, bunları ikame edecek tehlikesiz alternatifler üretmek zorundayız.


Hava Kirliliği

Aslında fosil yakıtlardan petrol ve doğal gazın 20-50 yıl içinde tükeneceği hesaplanmaktadır. Kömür rezervleri ise 100-500 yıl yetecek miktarda olmasına rağmen geleceğin enerji sistemimizin sadece kömüre dayanması durumunda dünyamızdaki çevresel sorunlar, telafisi imkansız boyutlara ulaşacaktır. Bu açıdan fosil yakıtların üretim ve tüketiminin kısıtlanması ve azaltılması için en önemli sebep, bunların meydana getirdiği çevre kirliliği ve tahribatıdır. Kömür ve fuel oil gibi fosil yakıtların bünyesinde bulunan kükürt, bunların yakılmasıyla kükürt oksitlerine dönüşür. Benzin, mazot ve LPG gibi fosil yakıtlarla çalışan taşıt araçlarındaki içten yanmalı motorlarda ise, havadaki azotun oksijenle reaksiyonu sonucunda azot oksitleri meydana gelir. İşte bu gazların havadaki su buharıyla etkileşimi sonucu sülfürik ve nitrik asitler oluşur ki bunlar en kuvvetli asitlerdir. Yağmurların asitli hale gelmesi demek olan "asit yağmurları" dünyamızın ekosistemlerini tahrip eden en önemli etkenlerden biridir. Çünkü suların asitleşmesiyle su ekosisteminin dengesi bozulur. Birçok canlı asitli sularda yaşayamaz ve ölür. Toprakta normalde çözünmeyen bazı maddeler, asitli yağışlarla çözünür hale gelir ve bunların gösterdiği zehirleyici etkiyle bitkiler ve diğer canlılar yavaş yavaş ölür. Toprak ekosistemi de zarar görür. Ağaçların ve diğer bitkilerin yaprakları da asitli yağışlardan dolayı kurumaya başlar. Asitli yağışlar sadece canlılara zarar vermekle kalmaz, binaları ve tarihi yapıları bile aşındırırlar, hatta yer altındaki tesisata bile zarar verirler. Ayrıca azot oksitlerinin havadaki oksijenle etkileşimi sonucunda meydana gelen ozon gazı, çok aktif olması nedeniyle bitki, hayvan ve insan sağlığı için tehlikeli bir maddedir. Kömürün yanmasıyla havaya salınan tanecikli maddelerin, tozların ve dumanların da sağlığa ne kadar zararlı olduğu herkes tarafından bilinmektedir.


Su Kirliliği

Fosil yakıtlar su kirliliğine de neden olurlar. Bunun birçok sebebi vardır. Birincisi, asit yağmurlarının neden olduğu metal kirliliğidir. Asitli yağmurların topraktan erittiği zehirli ağır metallerin ve alüminyum tuzlarının sulardaki oranı gittikçe artmaktadır. Fosil yakıtlı enerji santrallerinin ve ısı tesislerinin soğutma suyu ihtiyacı sebebiyle, ısınan suyun tekrar kaynağa deşarjı sonucu suların ısınması da bir tür su kirliliğidir. Bu ısınma iki şekilde suyun oksijeninin azalmasına sebep olur. Birincisi, sudaki canlıların metabolik aktivitesi ısınma sonucunda artar ve bu artış daha fazla oksijen tüketimine neden olur. İkincisi, ısınan suyun oksijen tutma kabiliyetinin azalmasıdır. Suyun oksijeni azalınca aerobik, yani havalı yaşam sona erer; anaerobik yaşam başlar ki bu da açığa çıkan pis kokulu gazlarla hemen kendini belli eder. Denizlerin, akarsuların ve göllerin petrol taşımacılığı ve petrol çıkarımı sırasındaki sızıntılarla ve ayrıca tankerlerin yıkama sularının ve gemilerin sintine sularının temizlemeye tabi tutulmadan deşarjı nedeniyle de sularımız kirletilmektedir.


Toprak Kirliliği

Fosil yakıtların çıkarılması ve yakılması ile birçok şekilde toprak kirliliği oluşur. Kömür madeni yatakları, açık işletmeler olarak çalıştırıldığında yüzeydeki tabaka kaldırıldığından toprak tahribatı meydana gelir. Kömürün yanması sonucunda oluşan külün atılmasıyla da büyük miktarda kirlilik oluşur. Termik santrallerin uçucu küllerinin depolanması için çok büyük barajlar inşa edilmektedir. Ve bu bölgeler tamamen verimsiz topraklar haline gelmektedir. Tozların ve diğer gazların bacadan atılmasıyla da topraklar verimsizleşir. Asit yağmurlarına bağlı çoraklaşma da buna eklendiğinde toprak tamamen yararsız hale gelmektedir.


Küresel Isınma

Fosil yakıtların yanma ürünü olan karbondioksitin atmosferdeki oranının artması yeryüzünden yansıyan ışınların kaçmasını engellediğinden, bu olay sera etkisi adı verilen ve yeryüzünün ortalama sıcaklığını yükselten hadiseyi ortaya çıkarır. Bu sıcaklık artışı kutuplardaki buzulların erimesine, yağışların artmasına, iklimlerin değişmesine, atmosfer olaylarının farklılaşmasına, El Nino gibi afetlere, kıyı bölgelerinin sular altında kalmasına neden olur. Tsunami benzeri su baskınları, geçimini topraktan sağlayan fakir Asya ve Afrikalıları daha da yoksullaştıracaktır. Işin ilginç yönü, küresel ısınma sıcak kuşakta yaşayan fakir halklara zarar verirken, soğuk kuşakta yaşayan zengin ülkelerin ikliminin ılıman hale dönmesidir. Bu da o bölgeleri daha da yaşanır hale getirir. Yani küresel ısınma fakiri daha fakir, zengini ise daha zengin yapar.


Ozon Tabakasının Delinmesi

Atmosferin üst tabakası olan stratosferdeki ozon, güneşten gelen yüksek dalga boylu ışınları tutma özelliğine sahiptir. Burada bulunan ozonu tahrip eden iki faktör vardır. Bunlardan birincisi kloroflorokarbon gazları olup soğutucularda ve spreylerde kullanılmaktadır. Diğer faktör stratosferde ses üstü hızla uçan uçakların enerjisini temin eden fosil yakıtların yanma gazlarında bulunan azot oksitlerinin ozonu yok etmesidir. Bu şekilde delinen ozon tabakası, yeryüzündeki deri kanser vakalarının sayıca artmasına sebep olmuştur. Bu tehlikelerden korunmak için kömür, petrol ve doğal gaz gibi fosil yakıtların kullanımına sınırlamalar getirmeli ve enerji ihtiyacımızı hidroelektrik, güneş, rüzgar, jeotermal ve biyokütle enerjileri gibi yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılamaya çalışmalıyız. Bu sayede hem döviz kaybımızı azaltacak hem de sağlığımızı ve doğayı korumuş olacağız.
02 Nis 2007 11:30
Giriş yapmamışsınız, lütfen giriş yapınız.